Delilik yalayıp geçiyor günlerimi. Geç saatlarde evde, sabah işe giderken yada işten gece eve doğru yolalırken bağırıyorum. Kendi kendimi garipsiyorum sonra. Dışarıdan iyice zıvanadan çıktığım zannı yarattığımı biliyorum, ama allahtan tanık yok. (Yakında yanımda insanlar varken de bu saçma haykırışlara başlamaktan, sokakta kendi kendiyle kavga edip yürüyen meczuplardan biri oluvermekten korkuyorum. Ki kimbilir belki onlar da böyle başladı.)
Mesela direksiyon başındayım; zihin, serbest salınımda bir o yana bir bu yana savrulurken güçlü bir akıntıya kapılıyor ve bir anı parçasını tekrar yaşarken buluyorum kendimi. Bir yerde, biri, ben... Uykuda rüya görmeyince bir gündüz rüyası biçimine mi giriyor hafızanın ayarsız mekanizması? Bilinçaltı yerine hafızanın samanaltı mı geçti bu yenik adamda? Anıyı kovmak için bağırıveriyorum. Bazen anlamsız bir haykırış, bazen sağlam bir küfür. Belki direksiyona bir yumruk. Daaatt! Lanet Olası, Daaat!
Şehirde yoldan geçen araba durup dururken korna çalar ya, artık o anı kovma eylemi aklıma düşüyor. Her korna istenmeyen bir anı. Her klakson istenmeyen bir ruh hamileliği, bir düşük. Fırlatıveriyorlar yola bir çöp gibi. Elalemin geçmiş mutluluklarına, utançlarına basmadan yürümek ne zor sokakta?
Yürürken söyleniyorum.












--
BLOG
--
BLOG